5 Aralık 2012 Çarşamba

KAŞARLI KREP

    Bu krep bana ait değil. Annem taaaa ne zaman yapmışta haberim yokmuş:) Resmi tarifden önce geldi. Eee ne yapalım teknoloji devri. Bizden hızlı maşallah. Görünce ilk pizza sandım. Ama değilmiş. Krepmiş. Krebi de çok severim. Anne sana sesleniyorum. Geldiğimde bu krepten bende istiyorum:) Çok nefis görünüyor. Görünce ağzımın suyu aktı resmen. Annem küçükken yumurtayı hep zorla yedirirdi bize. Yumurtanın sarısının üstüne reçel sürüp bak bu dondurma diyip kardeşim ve ben iki saftriği kandırırdı. Bizde yerdik şapur şupur. Şimdi nerde. Yumurtanın sarısını kenara ayırır. Bizim gibi safmı şimdiki çocuklar. Gerçi Zeynebe tavuğu bir kaç gerre balık diye yedirmişliğim vardır:) Napiyim onu yemem, bunu yemem artık yemeklerin adı değişir oldu. Annelik işte. Çocuğum herşeyin vitaminini alsın diye çırpınıp durursun. Neyse konu nerden nereye geldi. Velhasılıkelam artık yumurtanın herşeyini seviyorum. Özellikle omleti de çok severim. Neyse sonuca gelirsek gayet güzel bir krep olmuş. Eminim tadı da çok güzeldir. Tarifini en yakın zamanda ekliyeceğim söz:)

4 Kasım 2012 Pazar

İKİNDİ ÇAYI

  
 Bekarken ikindi çayımız hiç eksik olmazdı. Annem muhakkak çayın yanına bir şeyler yapardı. Ne günlerdi. O kadar yememize rağmen iyi, kiloda almıyorduk. İnsan yalnızken kendi başına ikindi çayını içmiyor tabi. Herşey kalabalıkta güzel. Bilemiyorum belki de çocuk olmanın verdiği tatda vardı. Tek derdimiz ödev. Bizim için başka büyük bir dert yoktu ki. İnsan büyüyünce dertlerde eklenrek çoğalıyor. Çocukluk çok başka. Şimdi de Zeyenp büyüdükçe bende çay ile yanına birşeyler yapıp beraber yemeyi seviyorum. O da çayı çok seviyor. Gerçi yaptığım şeylerden kuş ısırığı gibi yese de arkadaş oluyor bana. Onun canı bir şey isteyince yapmak benim için çok mutluluk verici. Canım çay arkadaşım, kuzum. İkindi çaylarımız yeniden mi başlıyor ne. İnsan büyünce güzel anılar bitti sanıyor. Ama çocuğu büyünce yeni, unutulmaz, neşeli anılar yeniden birikiyor. Çocukla çocuk oluyorsun yani. Onun hayatı senin hayatın oluyor. Çocuklarımız, yavrularımız, en büyük yaşama sevinçlerimiz iyiki varlar. Yine duygusala bağladım. Napiyim her zamanki halim işte. Çocuklarımızla en güzel günleri yaşamak dileğiyle...


TAHİNLİ KEK

 

PİZZA

 

28 Ekim 2012 Pazar

BAYRAM KAHVALTISI



    Bir bayram daha geldi de geçiyor. Bayram heyecanı bir başkadır. Temizlik yapılır, yeni giysiler alınır, börekler tatlılar yapılır. İnsan büyüdükçe çocukken ki duyduğu bayram sevinç ve heyecanı kalmıyor. Ama çocuğu olduktan sonra heyecanı çocuğun için yeniden duymaya başlıyorsun. Benim Zeynep te hissettiğim gibi. Ona bayramlık aldıktan sonra sürekli gidip dolabına baktım. Çocuklar gibi mutlu oldum. Kendime yeni  bir şey aldığımda  bile bu kadar heveslenmem. belki de çocukluğuma döndüm. Bayram çocuklarla güzel. Zeynep te artık el öpmeyi öğrendi. Gerçi unutuyor ama olsun. İlk defa elimi öptü. İşte o zaman anne olmanın güzelliğini çok iyi anladım. Aklıma hani şimdilerde oynayan Pınar ın reklamı varya, oradaki bir cümle geldi. "Büyüdüm, büyüdüm bende büyüdüm. Bende anne oldum. Annemim gözünde ben hep çocuktum." Bu reklmı her izlediğimde ağlamamak için zor tutuyorum kendimi. Ama bayramda ağlamak yok. Bayramımız neşeli geçiyor çok şükür. Tabi bayram olunca da insan ilk gün güzel bir kahvaltı hazırlamak istiyor. Bende bayram için normalde pek de çeşitli olmayan soframızı çeşitlendireyim dedim. Kahvaltı bayrama özel oldu. Güzel de oldu. Bunların hepsi tatlı birer anı olarak kalıyor insana. Ömür boyunca anne, babalarımızla, çocuklarımızla ve büyüklerimizle en güzel bayramlar yaşamamız dileğiyle. BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN!

17 Ekim 2012 Çarşamba

TEYZEMLERDE AİLE BULUŞMASI

Teyzem Ankara dan döneli kardeşler buluştu. Bir araya geldiklerinde kaynatırlar kazanı. Dünya bir tarafta onlar bir tarafta. Bu muhabbetimiz hiç bozulmasın. Teyze anne yarısı derler ya. Hepsini ayrı ayrı severim. İyiki de varsınız canım teyzelerim. Tabi bir de kuzenlerim var onlarda kardeşten farksız benim için. Onlar sırdaşım. Herşeylerim. Eeee tabi bir araya gelince de kahkası, sofrası eksik olur mu. Handan teyzemin sofrası bir ayrı olur. Değişik şeyleri bulup yapar. Farklı ve çok sevdiğim bir kişiliktir kendisi. Döktürmüştü yine ellerine sağlık teyzecim. Çiğ köfteyi annem, bükmeyi de Zeynep teyzem yaptı. Hepsinin tadı harikaydı. Hele Handan teyzemin lazanyasına  bayıldım. Tabi bir arada olmanın lezzeti ile herşey daha bir tatlı geliyor insana. Bu arada Zeynep teyzemin artık profesyonelleşmiş elinden bükme yedik. Lezzet konusunda gelinecek son nokta onu diyebilirim. Bu arada Handan teyzemin çanağını da unutmamak lazım. Çok değişik ve hoş görünen bir şey olmuş. Aslında salata kasesi olarak kullanılabilir. İlk defa böyle bir şey gördüm. Ama teyzemden böyle fikirlerin çıkması çokda şaşılacak şey değil. Zaten onun evine gittiğinde de her köşesinde farklı bir şey bulabilirsin. Hayranım zevkine. Ben öyle olamasam da. İnsanın içinde gelmesi gerekiyor tabi. Neyse lafı çok uzattım galiba. Çenem açıldı gene. Bu arada bu sofrada canım Vildan teyzem yoktu. Onun yokluğu da fark edildi tabi. Hep böyle güzel, samimi sofralarda oturmamız dileğiyle...

TEYZEMİN ÇITIR KASESİ



 ÇİĞ KÖFTE

 LAZANYA
BÜKME


25 Eylül 2012 Salı

ERİK MARMELATLI KURABİYE


Ağzımızın tadı bozuldu. Ağzımız tatlansın diye bu kurabiyeyi yaptım. Ağzımızın tadının bozulma sebebine gelirsek. Malum havalar bu ara çok değişken. Bir soğuk, bir sıcak. Tabi küçük yavruların bedenide böyle havaya yenik düşüyor. Bizim kızda şifayı kaptı. İlk zamanlar burnu akıyordu. Sonra öksürmeye başlayınca bende kızımı sağlık ocağına götürdüm. Doktorun odasında muayene olduktan sonra bir kaza oldu ve kızımın başı yarıldı. Çok küçük bir yarık olmasa da bütün kanım çekildi. Çünkü daha önce başıma hiç böyle bir şey gelmemişti. Tabi ben salya sümük ağlayordum artık. Neyse oradaki doktorun dikkatsizliğinden ötürü meydana gelmiş bu olaydan sonra dikiş atılması için yakın bir hastaneye yolladılar. Kendi başıma acile gittim. Halbuki oradaki doktorun gelip ilgilenmesi gerekirdi. Neyse acilde iki dikiş atıldı. Ben Zeynebin canının yandığına mı üzüliyim yoksa yüzünde iz kalacağına mı diye düşünürken öğrendimki estetik dikiş atılmış. İnşallah izi kalmaz. Ha birde 1 dk bile sürmeyen 2 dikiş için 68 tl para aldılar. Sonradan öğrendimki başbakanlığın acilden para alınmaması hakkında genelgesi varmış. Aman sakın başınız böyle bir şey gelmesin. Çünkü hastaneler sizi sömürmek için bekliyorlar. Hadi bizim durumumuz vardı. Durumu olmayanlar ne yapsın. Neyse önemli olan Zeynebin sağlığı.  Birde sağlık ocağında sıra gelmesini beklerken Zeynep su diye tutturmaya başladı. Bende oradaki bir hemşireden su rica ettim. Demez mi annelerin yanında su taşıması lazım. Haklı ama insan unutabiliyor. Su vermedi. Git bakkaldan al dedi. Bu seferde bakkala gitsem sıram geçicek. Bu nasıl insanlık ya. Çocuğun içeceği 2 yudum su. Yazımı Allah bizi böyle doktor ve hemşirelerin eline dşürmesin diyerek yazımı tamamlıyorum. Ağzımızın tadı bozulmasın diyerek kurabiyenin tarifini veriyorum. Bu arada aslında bu kurabiye un kurabiyesi olsa daha güzel olur  gibime geldi. Böyle de güzeldi gerçi.

Malzemeler:1 paket tereyağ
                        2 çay bardağı şeker
                        1 çay bardağı sıvı yağ
                        1 çay bardağı yoğurt
                        2 yumurta
                      1 paket kabartma tozu
                     Alabildiği kadar un
                      7-8 tane kırmızı erik
                   Göz kararı şeker
Yapılışı: Ben marmelatı kafadan yaptım. Kırmızı eriklerin çekirdeklerini çıkarıp doğradım. Üstünede şekeri koyup  marmelat halini alana dek pişirdim. Sonra da belnderdan geçirdim.
Kurabiyeyi de tereyağını eritip diğer malzemeleri de katıp kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde ediyorsunuz. Şekil verip 200 derece fırında 20 dk pişriyoruz. Afiyet olsun!

18 Eylül 2012 Salı

KİREMİTTE GÜVEÇ VE BALIK KEYFİ

Kuzuluğa her gittiğimizde oraya gitmek artık adet olmuş. Yeşillikler içinde harika bir yer. Zeynep bol bol çamura bulandı. Yeni yağmur yağmıştı ve toprak miss gibi kokuyordu. Tabi görüntü de güzel olunca resimlerini ekliyim dedim.


Kuzulukta kahvaltı keyfi de bir ayrı. Tabi tabak çanak olarak kısıtlı olduğu için anca bu kadar olabildi. Ekmek pizzası hem pratik hemde doyurucu. Tabi kalablıktayemekte ayrı bir zevk veriyor insana.

Resimde üstü yanmış gibi görünüyor. Aslında öyle değil telefondan dolayı renkler biraz farklı çıkıyor. Malzemesi içinde uzun zaman olduğu için tam br ölçü veremiyeceğm ama malzemlerini kendinize görede ayarlayabilirsiniz.

3 Eylül 2012 Pazartesi

FIRINDA SEBZELİ KÖFTE

İşte Kuzulukta yaptığımız bie yemek daha. Şansımıza fırını çok güzel pişiriyor. Aslında bu yemek sebzeler kızartılarakda yapılabilir. Ama biz ağır olmasın diye fırında yaptık. Çok da lezzetli oldu. Bu arda içindeki kabaklarımızda Düzce de gittiğimiz abhçeden. Tamamen doğal yani. Bir de eklemek istediğim bir şey var. Biz patatesi 5 tane koyduk. O sırada çok açtık herhalde. 3 tane de yeterli olur.  Pişmeden ve piştikten sonraki resmini de koydum. Temiz havadan mıdır nedir. Orada iştahım acayip açıldı diyebilirim. Tabi kalabalık olunca da insan daha da bir iştah ve keyifle yiyiyor. Neyse fazla uzatmadan tarife geçeyim

.

31 Ağustos 2012 Cuma

TATİL (1)

Bu sene annemlerle Kuzuluğa gittik. Sakin bir havası var. Oraya gittikten 1 gün sonra 1 saatlik uzaklıkta olan Düzcenin tepesinde fındık tarlalarıyla çevrili şirin bir köye gittik. Çok sıcak karşılandık. İşte o meşhur taze fındıklar. Fotoğraf makinemle ilgili bir problem olduğu için babamın telefonu ile çektim. Gayette güxel çıkmış.
Gittiğimiz yerde kızıma arkadaş boldu. O gün en çok Zeynep eğlendi diyebilirim. Rahat bıraktım. Toz, toprak doğal ortam gibisi yok. Temiz hava desen zaten oksijen insanın başını döndürüyor. Öyle bir yere gidince insan yeşile bakınca huzur doluyor. İnsanın aklı boşalıyor diyebilirim. Manzara zaten harika. İşte o manzara ve ev sahibinin bizim için hazırladığı tamamen doğal soframız.


 Tamamen doğal ev turşusu, acılı ezme ve bütün malzemeleri közlenerek yapılan nefis patlıcan salatası. Aslında bu sofrada sonradan çekmeyi unuttuğum bir şey var. Ev sahibinin mangalda pişirdiği etler. Unutkanlık işte. Neyse olacak o kadar. Patlıcan salatasındaki patlıcani kırmızı biber, yeşil biber, soğan ve domates hepsi organik. Ev sahibinin bahçesinden. Bahçede sebze, meyve yetiştirmek harika bir şey. Terapi gibi. İnşallah annemler ileride yeni bahçelerine küçük bir ev yaptırırlarsa en büyük hayalimiz doğal olan ne varsa yetiştirmek. Gerçi bu sene meyve ağaçları diktiler. İlk kayısıları yedik diyebilirim. Ama hayatımda öyle tatlı, lezzetli bir kayısı yemedim diyebilirim. Hem dalından koparmanın keyfinden dolayı da ayrı bir lezzetli geliyor insana. Neyse konumuza dönelim. Ayrıca o gün kızım ve dedesi beraber böğürtlen toplamaya da gittiler. Bir kısmını tazeyken tükettik. Bir kısmını da annem reçel yapacaktı. Ben döndüğüm için İstanbula reçelin tarifinini henüzkoyamadım. Annem gelince koyacağım inşallah. Bunlarda taze böğürtlenlerimiz.
Bu tatilimizin ilk gününde yaptıklarımız. Diğer yaptığımız lezzetlerle devam edeceğim.